kafasını kaldırdı ve denizi gördü.bir kaç saat yürüdükten sonra ayakları onu buraya getirmişti. soğuktan uyuşmuş yüzünde deniz kokan rüzgarı hissedemiyordu. oturduğu yerden yavaşça kalktı ve etrafına baktı. hiç kimse yoktu. hava kararmak üzereydi. kaç saattir burda olduğunu düşünüyordu. ufak bi tereddütten sonra elini cebinden çıkardı,kolunu sıvadı ve saate baktı. evden ayrılalı epey olmuştu. 'artık dönme vakti' diye düşündü ve sağ tarafındaki ağaçların arasından yürümeye başladı.yürüdüğü yolun sonunda onu bekleyen birinin olmaması onu üzmüştü .sağlı sollu ağaçlar arasında onu bekleyen kişiye doğru hızlı adımlarla ilerlemek isterdi. oysa adımları gayet ürkek ve çekingendi...
eve vardığında soğuktan uyuşan teninin alev alev yandığını hissetti. aynaya yaklaşıp kendine baktı. kahverengine çalan saçları uzun sayılırdı. soğuktan kızaran yanakları ve burnu hariç teni gayet de beyazdı. aynada kendine bakarken şaşkın gözleri birden doluverdi. belki de aklına yalnızlığı gelmişti.o ağaçlı yolun sonunda onu bekleyen biri olabilirdi ama olmadı bunun sebebinin kendisi olduğunu biliyordu ve kızıyordu kendine.
düşüncelerinden sıyrılıp kendini yatağa attı. uyuyamayacağını biliyordu. sobanın sıcaklığını hissedip karıncalanmaya başlayan eli,yağlı saçlarında geziniyordu. yapacak hiçbirşey bulamıyordu. aklına okumaya başladığı kitap geldi. kitabı eline aldı ve kaldığı sayfayı aramaya başladı. kitaba başlayalı aylar olmuştu ama hala 17. sayfadaydı. kitabın ne hakkında olduğunu ise çoktan unutmuştu. kaldığı sayfayı bulduğunda ise altı çizili olan cümle gözüne takıldı.bu cümleyi defalarca okumasına rağmen anlayamamıştı.düşüncelerinden arınamıyor,zihnini serbert bırakamıyordu. şansını bir kez daha denemek için cümleyi okudu. ama kafasındaki anlam kargaşası içinde kitabın kalanını okumayı unutmuştu. nihayet kendine geldiğinde komodinde duran kol saatine baktı. birkaç saattir aynı cümleye bakıp düşünmüştü ve cümleyi anlayamayacağını fark edince sayfanın köşesini kıvırıp bir kenara fırlattı.doğruldu ve yüzünü yıkamak için lavaboya yöneldi. terden ıslanmış ensesini bir kez de suyla ıslayarak serinlemeye çalıştı.yatağı pencere tarafına dayalıydı. üzerindeki gri hırkayı çıkardı ve pencereyi açtı. gecenin dondurucu ayazı yüzüne çarptı ve vücudunun istemsiz bir şekilde titrediğini hissetti.birkaç dakika hava aldıktan sonra pencereyi kapattı ve oldukça zayıf yanan ampülün aydınlığında yazmaya başladı...
9 Nisan 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder