7 Kasım 2010 Pazar

hangi dilde titriyorsa yüreğim
inadına apayrı bir dilde patlayacak
içimde yüreğimi ele vermemenin rahatlığı
yüreğimi yine hapsolmanın korkusu saracak

29 Haziran 2010 Salı

ama yapmayın o daha bir çocuk dedi tanrı.
ya gördüm neyleyim insanlar vardı duvarın içinde.
ya da ne duvara konuştum.
ya da duvar değil konuştuğum içinde insanlar var
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar.

20 Haziran 2010 Pazar

Ben kanıma kırmızı rengi veren kişiyi kaybettim...

7 Mayıs 2010 Cuma

masal

hani bir adam vardır masallarda
o masaldaydım ben de,ben de vardım o masalda
ya biriyim yedi cücelerden
ya da şapkadan çıkan tavşan
beklerdim mutlu sonu,umut hep oradaydı
izlerdim karanlıkla savaşan parlak zırhlı o adamı
kahraman savaştı sadece
durmadı
ortada ne uyuyan bir güzel
ne pamuklar gibi bir prenses
ne de altın saçlı bir rapunzel vardı
ama
kahraman savaştı sadece
durmadı
haber veremezdim gelen tehlikeyi
diyemezdim "kaç"
sahne dekoruydum sadece
bazen taş bazen ağaç

29 Nisan 2010 Perşembe

ey sen

ey adına şiirler yazılan
tövbeler edilen
görüyorsun ya
beceremiyorum

ey adına türküler söyleten
diz çöktüren
duyuyorsun ya
haykıramıyorum

ey deryaya sığmayan
sabrımı taşırtan
ey dağlarda kar
yangında har olan
ve
ey gözlerindeki kederi
gizlemeye çalışan
artık ne yapsam
bilemiyorum

22 Mart 2010 Pazartesi

Mevlana Celaleddin Rumi

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun.etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun.etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun.etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun.etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun.etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun.etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun.etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun.etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun.etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun.etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun.etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun.etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun.etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun.etme

Mevlana Celaleddin Rumi

21 Mart 2010 Pazar

herşeyi götüren rüzgar
kokunu burda bırakmış
koklasam mı...
koklamasam mı...

13 Şubat 2010 Cumartesi

maymunlar var dünyada

maymunlar var dünyada,
sevimli görünen,
düşünmek istemeyen,düşünemeyen
ve maymunlar var dünyada,
onları beğenen,alkışlayan...

maymunlar var dünyada,
bilgili görünen,
konuşmak isteyen,konuşamayan
ve maymunlar var dünyada,
söyledikleri saçma da olsa dinleyen alkışlayan...

maymunlar var dünyada,
elhamdülillah hiçbir sorun yokmuş gibi davranan,
başı sıkıştığında arrkasına bile bakmayan,bakamayan
ve maymunlar var dünyada,
dönüşlerini umutla bekleyen,alkışlayan...

ve bir de
maymunlar var dünyada,
ağaçlara tırmanan,
bir muza bile mutlu olan,olabilen
ve maymunlar var dünyada,
ağaçlardaki maymunları beğenmeyen,
kendini üstün gören...

4 Şubat 2010 Perşembe

yağmur,bulut,aşk

bilmediğim bir şarkıyı mırıldanıyordum
sen giderken.
havaya baktım bulut yoktu
ama sen yağmur bulutlarına yürüdün.

elimde kalem,kağıtlara resimler çizip
gemiler yapardım senden habersiz...
yalnız kalmaktan korkan bir çocuktum
sen giderken.

seni ebediyet olarak düşünüyordum
daim,baki...

yürürdük seninle bazen
bazen konuşarak ama çoğu zaman susarak
uzun uzun yürürdük.
yorulurdum ama söylemezdim
bozmak istemezdim o ibadeti

belki bilirdin sana yetişemediğimi
belki de daha hızlı gitmek istediğimi sanardın.
bilseydim
bana ayırdığın adımların sonuna gittiğimizi
kekelerdi adımlarım.

adımların küçüldü mü giderken?
yoksa koşarak mı gittin bulutlara?

daha dün değil miydi
yağmurda dolaştığımız
anımsa.
şimdi sen yoksun,
yine yağmur yağıyor
ama tanımıyorum yanımdaki adamı.
bi umut
gözlerine baktım,
gözleri sen değildi..

ellerin gelirdi aklıma
saçlarımı karıştıran
ve ben susardım
sen yanımdaymışsın gibi.
gölgeleri uzardı karanlığın
en kuytu köşelerinden çıkartırdım seni yüreğimin

yağmur yağmasaydı
gitmezdin belki

gözlerimde senin resmin var
adını soruyorlar
söyleyemiyorum,

o kadar uzun zaman oldu ki
sana seslenmeyeli
yağmur diyorum
bulut diyorum
aşk diyorum
ama
babam diyemiyorum...

1 Şubat 2010 Pazartesi

ne düşünür insan
darağacında çırpınırken......

1 Ocak 2010 Cuma

"o öldü..." diyebilmek için
shakespeare gibi bir deha olmak gerekir..

28 Aralık 2009 Pazartesi

yol olmak...

yol olmak;
hem uçsuz bucaksız hem başı sonu belli olmak
inişleriyle,çıkışlarıyla,tümsekleriyle,çukurlarıyla
yol olmak...

yol olmak;
hem çok kalabalık hem yapayalnız olmak
birleştirmesiyle ayırmasıyla.inceliğiylee kalınlığıyla
yol olmak...

yol olmak;
hem sınırlarını bilip hem başkaldırıp coşmak
hatlarıyla,kıvrımlarıyla,zamanı yok sayan inadıyla
yol olmak...

insan olmak;
yol olmak...
ömrümden giden her gün ölümle uzlaşıyorum...
bekliyorsun biliyorum ve sana yaklaşıyorum...

30 Kasım 2009 Pazartesi

FIKRA

5 zenci arkadaş dolaşırken bir lamba bulurlar.lamba sihirli.içinden çin çıkıyor ve herbirinin birer dileğini yerine getireceğini söylüyor.

1.zenci
-beni beyaz yap!
hoop ve beyaz oluyor.bunu gören 2.zenci de aynı dilekte bulunuyor o da beyaz oluyor.
3. ve 4. zenci de beyaz olmayı diliyorlar ve beyaz oluyorlar.sıra sonuncuya geliyor.o da gülmekten yerlere yatıyor.diğerleri ona bakıyor.o da sevinçle kalkıp dileğini söylüyor.

-BUNLARIN HEPSİNİ ZENCİ YAP! :D:D

24 Kasım 2009 Salı

sen ben ve adam

önce hava karardı
adam o gün de öncekiler gibiydi
arayıştaydı
seni buldu

gözleri güldü adamın
gözlerim gördü onları
dilim sustu

adamı tanıyordum
adamı çok iyi tanıyordum
mutluydu
gözleri gibi o da mutluydu

adam öptü seni
ellerini aradı adam
buldu
adam öptü seni

adını bağırdım
o seni aradı
seni tanımadığını unuttu

adamı tanıyordum
adamı çok iyi tanıyordum
ağladı
gözleri gibi o da ağladı
dilim sustu

adam içti seni
hayalini aradı
buldu
adam içti seni
adam yine sana aşık
ben yine adama

adını bağırdım
gözleri seni aradı
başka bir sen aradı
adam arayıştaydı
buldu
peşinden gitti
koştum arkasından
gözlerim ağladı yine
adam beni görmedi
adam heryerde seni görüyordu

korktum
adamın tekrar üzülmesinden korktum
gözlerinin ağlamasından
içmesinden
başka bir sen aramasından
ve
bulmasından...

kendini bilmeyen rapunzel

geçmiş zamanlarda
bir kadın ve kocası
çocuk sahibi olmayı istiyorlarmış
çok istiyorlarmış.
ve bir gün kadın
farketmiş hamile olduğunu
sevinmişler ikisi..
ağlamışlar mutluluktan..
neden sonra kadın
komşu bahçedeki marulları görmüş
görmüş ve
başka bir şey düşünemez olmuş
koşmuş adam
kadını mutlu edebilmek için
girmiş bahçeye
çalmış marulları
ama kadına yetmemiş.
ve adam her gece
gizlice bahçeye girip
marulları çalmaya devam etmiş
ve bir gün
bahçenin sahibi yakalamış adamı
tehdit etmiş
doğunca çocuk verin bana
yoksa marul yok karına
dayanamazmış adam kadına
kabul etmiş

sonraaa doğdun sen açtın
cadı dedi rapunzel senin adın
büyüdün sen
kıskandı cadı
kapattı seni kuleye
o merdivensiz
o uçsuz bucaksız kuleye
uzadı saçların
kuleden aştı
tırmandı cadı saçlarına
geldi ziyeretine..
sen bir şarkı söyledin
prens duydu seni
aradı seni prens
bulamadı sesin geldiği yeri
attı kendini yere
başını kaldırdı sonra
ve gördü seni
eridi içi
yanına gelmek istedi
aradı sana gelen yolu
bulamadı..
üzüldü adam
çaresizdi..
bekledi saatlerce
bekledi günlerce
gördü uzaktan cadıyı
saklanıp izledi
altın sarısı saçlarını gördü
ve saçlarına tırmandığını
bir gün adam dokundu saçlarına
kıyamazdı tırmanmaya
ama yoktu hiç seçeneği
geldi yanına
konuştu seninle
sen de sevdin onu
sır gibi sakladın içinde
söylemedin cadıya
kaçırdın ağzından sonra
adam seni kurtaramadan daha
kızdı cadı
kesti saçlarını
ıssız bir çöle attı seni.
bekledi adamı
senin saçlarınla
geldi adam
cadı uzattı saçı
adam görünce senin yerine cadıyı
attı kendini kuleden
ölmedi adam
ama
ölmekten beter oldu kederinden
düşünce
diken battı adamın gözlerine
farketmedi görmediğini
vurdu kendini yollara
adını bağırdı
bağırdığını kendi bile duymadı
göklere bakarak yürüdü adam
görmediğini bilemeyerek
orda bulmuştu seni
yine orda bulacağını düşündü
ve çok çok zaman sonra
o sesini yeniden duydu adam
adını bağırdı
karşılık aldı bu sefer
gözyaşın onunkine karışınca
açıldı gözleri
adam yine gördü seni
sen yine gördün adamı
adam mutlu
sen mutlu
ve bir gün
adam ve sen
çocuk sahibi olmayı istediniz
çok istediniz
ve sonra sen
farkettin hamile olduğunu
sevindiniz ikiniz
ağladınız mutluluktan

10 Kasım 2009 Salı

unuttular bağışlamayı,hatırlamayı...
onlara bağırdığımı kendim bile duymadım..

anlama

doğmakla yükümlüydüm sadece
sonra büyü dediler
sonra öğren...anla...kazan....başla ...bitir...bişey anlama
önce anla dediler
sonra anlama...

15 Ekim 2009 Perşembe

KISKANÇLIK

kıskançlık
her yanımda...
ellerimde,dudaklarımda,dişlerimde,gözlerimde
mantıklı değil
anlatamıyorum
anlamıyorum..

kıskançlık
her yanımda...
şimdi boğazımda,boynumda,şakaklarımda,soluklarımda
mümkün değil
bilmiyorum
istemiyorum..

kıskançlık
her yanımda...
beynimde,hayalimde,zihnimde
alın bu hissi benden
bana ait değil
bu kadar bencil olamam..

kıskançlık
damağımda acımsı tadıyla...
gözlerime dolan yaşlarla..
kulağımın duyamadığı seslerle..
buz kesen bedenimin titremesiyle..
ve benim,içimde hiç birşey olmuyormuş gibi
kıpırtısız duruşumla..
kıskançlık...

30 Eylül 2009 Çarşamba

:(

canım çok sıkkın.aşırı alkollüyüm.harfleri göremiyorum...öle işte...

25 Eylül 2009 Cuma

YER YÖN YOL

Yer, Yön, Yol" (s. 69-76)
Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte bulamayan kişi,
onu yolculukta arar.
Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;
bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki bir durumsa —
kişinin durumu da,hep, öyle, ya da, böyledir...

Yerini yitiren kişi,yola çıkmak zorundadır.
Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur—
ama yola hep bir (eski) yerdençıkıldığını da unutmaz :
her varılan yerin de(yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini...
Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin,
yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir;
ve tersi :
yerleşikliğinden rahatsızlık duyan kişinin,
kalıcı bir yabancılık bulması...

Yerleşiklik,
herbir yandan bağlandığımız,
hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir dinginliktir ancak
— yani, bir sıkıkölelik...
Ama, "mutlak kölelik" dışında,
her kölelik,
köleye devinimde bulunduğu izlenimini verecek kadar gevşek tutar onun zincirlerini
— gerginlik, zincirden zincir olarak uzaklaşma çabasıyla belirir;
böylece de kişi, çok devingen olduğu,
sürekli etkinlikte bulunduğunu sandığıbir edilgenlik,
bir sürüklenme içindeyuvarlanıp — gitmez...

Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin
gezginlikte aradığı, aslında,yerleşebileceği bir yerdir:
Düzenini bozarak gezginliğe çıkan kişi,
kendidüzeninin peşine düşmüştür.

Gezginlik de, öte yandan,
hiçbir bağlantı taşımaksızın,
salt gezmek için gezmek haline gelebilir rahatlıkla, kolayca
— bu kez de tam bir boşluk...
Zincirlerin
—gergin ya da gevşek—
tam yokluğu da,boşluğa köle olmaktır.
Köleliğe tek çare,
herhalde,zincirlerini koparmak ve zincirsiz kalmak değil,
kendi zincirlerini kendisi yapmış,
kendisi kendi ayaklarına takmış,
bağlamış olmaktır
— özgürlük de budur... (Hani,"kendi kendisinin efendisi olmak"tan söz edilir ya...)

Düşüncenin devinimi,
düşünen kişinin devinmesidir ancak
— onunla gerçekleşebilir ancak:
Yerleşik kişinin düşünceleri de durağan olur.
Çünkü, içinde yeniye yer bırakmayan bir 'düzenliliği' yaşayan kişi,
aslında,üst anlamda bir düzensizlik yaşıyordur
— içinde yeniye yer tanımayan bir 'düzen',
eskinin düzensiz karışımlarından başka biryere ulaşamaz.
Her an ayrıyı,
aykırıyı,
yeniyi yaşayan kişi,
düzenli bir yaşam yaşıyordur.

İnsanlar ne sanıyorlar ki 'düzen'i
— kendi dar, çarpık açılarından bakarak :
sabah-akşam, gidiş-gelişlerini 'düzenleyen'bir 'seyrüsefer nizamnamesi' mi?!
— Oysa,asıl düzen,
düzensizlikten çıkarak düzene ulaşmağa çabalayan bir düzenleme uğraşısında bulunabilir ancak.
'Verilmiş', 'varolan' düzen,
yoz bir düzensizlik biçimidir.
Düzenlilik gereksinmesinden
—yani, düzensizlikten—
çıkmayan'düzen',
beş para etmez,
düzen olarak...

Kişi, yoldaş diye,ancak kendi ulaşabildiği yerlere varabilecek,
daha ileriye yürüyemeyecek kişiler seçiyorsa,
kendisi de duruyor demektir...
Bir yerde ('bir süre için' diyerek)dinelen kişi için en büyük tehlike,
o yere yakınlık duyması;
o yeri,
bütün yollarının sonu,
bütün yönlerinin ereği sayması;
yerleşebileceği bir yer saymasıdır
— en büyük tehlike, huzurlu yerdir:
-Mezardır orası...
Her bir yorgun yolcunun dineldiği yer,
dinlenmiş bir yolcunun yola çıktığı yerdir.

Kendine yeni bir yol arayan kişi,
önce,kendinden önce yürünmüş yollara bir bakar
— kendi yürümek isteyebileceği yola benzer bir yol bulmak için;
çoğunlukla da bulur
—ama, acaba, o bulduğu yol(lar),
tam da bulduğu yol(lar) olarak,
kendi aradığı yola aykırı değil mi?
—Yeni bir yol aramıyor muydu, arayan kişi
— ne işi var öyleyse, eski (yürünmüş)yollarda?!
Belirli bir yol arayan kişi için en büyük tehlike,
o yolu bir yerde durarak, 'bakarak'arayabileceğini (hatta, bulabileceğini)sanmasıdır
— çünkü, yollar bulunmaz:
yürünür;
yerlerde ise,
olsa olsa, durulur
— onlar, bulunur; artık, yürünmez...
Yola çıkacak kişinin aşması gereken ilk ve en önemli engel,
kendi yerleşikliğidir :
kendi yeri
— kendisidir...


Oruç Aruoba Yürüme

VARIŞ

yol, iki yer arası değildir

yer iki yol arasıdır.

yolu ancak

kendi yonunde yuruyebilen kisidir,

kendi yoneldiği yere ulasabilen.

her yol icin

temel belirleyici,

bir yolun sonuna dek yurunmesidir.

yolda yuruyenin yuzu, yonune cevrilidir.

yoneldiği yer

yuzunden okunur.

bir yasam

bir yonun

bir yol olup olamayacağının

denenme surecidir.

kisi,

yasamı boyu,

bir yerde takılı kalıp,

yolda olduğunu sanabiliyor;

ya da, ters taraftan

surekli yuruduğu halde,

bir yerde durduğunu...

oyle ise önemli olan,

bir yerde bulunmak değil,

bulunduğu yerin bilincinde olmaktır;

aynı sekilde,

yolda olmak değil,

yuruduğun yolun bilincinde olmak...

yer de,

yon de,

yol da,

bilinctir.

ozgurluk budur belki de:

surekli bir yersizlik:

surup giden bir yol...

ORUÇ ORUOBA

22 Eylül 2009 Salı

birileri gelir,dünyayı değiştirir...

uykudan önce saçmalıkları


dün gece uzaylıları düşünerek uyurken(ki niye böle bişi yaptığımı bilmiyorum) aklıma şey geldi.bu uzaylılar eve girebiliyo olsaydı iyi hırsızlık yaparlardı dedim.sonra niye eve girsinler ki direk banka yada yada kuyumculara saldırırlardı dedim.sonra niye kuyumcuları soysunlar ki maden kaynaklarını bulurlar altınları çalarlardı dedim.sonra niye altın onlar için önemli olsun ki dedim.sonra niye bizim için değerli ki dedim.sonra nadir bulunan bi maden olmadığını farkettim.tiksindim ondan.sonra neden bi kağıdın önemli olduğunu düşündüm.en sonunda ticaretin saçma olduğuna karar verdim:D:D


ürkme dünyalı!..biz dostuz..:D

10 Eylül 2009 Perşembe

o izmaritin sahibi'ni buldumm:D




biz bugüün o izmaritin sahibiynen buluştuuk.
giderken üçbuçuk atıyodum biraz anam nası biri bu neyin nesi falan diye
görüşünce anladım hakkatten o izmaritin sahibi olsa olsa o olurdu


o değil de çekirdek çok güzeldi yaa:D

29 Ağustos 2009 Cumartesi

veee....artık turuncu saçlıyımm:D:D

17 Ağustos 2009 Pazartesi

gözlerindeki esarete rağmen
masumiyetinin altındaki mahkumiyeti
unutturmak istercesine gülümsedin ...
dik durup gözyaşı dökmememin kime faydası var ...


dün gece yada sabah saat 6 sıralarında kaldırıldım kuzenlerim tarafından.sonra nolduğunu hiç hatırlamıyorum.kendime geldiğimde denizdeydim.nası geldiğime dair hiç bi fikrim yok.neyse ayıldım sonra ben yüzdük yüzdük kollarda bacaklarda dermen kalmadı.5 saat denizde kaldıktan sonra kendimizi eve zor attık.herkes yataklara kapaklandı.sıcakta ne kadar uyunabilirse uyuduk.akşam için çıralı'ya gitme planımız vardı.bi kalktık panikle hemen yola çıktık.baya bi geç kalmışız.yolda bikaç kere durduk benzindir piknik malzemesidir allah ne verdiyse aldık.bastık gaza.anam git git bitmiyo yol saat 10 oldu hava karardı biz daha varamadık.en sonunda bulduk yeri.sahile oturduk pikniğimizi yaptık apar topar.sonra bi daha çıktık yola.yanartaşa gitcez.oraya da yolun bi kısmı arabayla kalan kısmı tırmanarak gidiliyo.dedik gece kim çıkcak bizden başka.park yerine geldik etraf araba dolu.tırmanmaya başladık millet iniyo biz çıkıyoruz.bi terslik olduğunu farketmiştik zaten ama bizim niyetimiz orda sabahlamak olduğu için dert etmedik.yolun yarısında herkes kesildi nefes nefese kaldık ama gurur varya kimse gık diyemedi.7 km lik yolu 17 dakkada tırmanmışız.öle bi haldeydik ki çıktığımızda bacaklar titriyodu.zaten çıkar çıkmaz herkes kendini kayalara attı.sabahki denizin üstüne baya bi zorlandık.2 el feneri var 6 kişiyiz aydınlanamadık bile:D
neyse biz terleri kuruttuk nefes alıp verişimiz normale döndü.sonra etrafa bakmayı akıl ettik.geçen seneki kadar canlı değildi ama yine de bikaç grup insan vardı.herkes almış içkisini ateş başında keyif yapıyolar.bizim derdimiz ise gaz çıkan aralıkları bulup yakmak ve alevleri güçlendirmek.aslında oranın adını yanartaş değilde yanardağ yapmaya çalıştık ne yalan söliyim:D derkeen çok zeki kuzenim alevin içindeki taşı eline aldı ve cosss!! parmaklar gitti.tabi bizim yanartaş macerası da:Dsaat 3 de eve dönüş için hazırlandık.su dolu sırt çantaları boş şişelerle geri döndü.inanmıcaksınız ama iniş daha zordu.heryer karanlık vee kocaman basamaklar uff..aşağı indik biraz medeniyete kavuşunca kendimizi hamaklara attık sallandık da sallandık:D ve nihayet o istenmeyen an geldi.dönüşş...
zaten üst üste zor bela gelmiştik.şimdi ise hem yorgun hem mayışık bi halde üst üste zor bela gitmek zorundaydık.
tam kendimden geçmişim kemer falan laflarıyla uyandım.kemere giriyomuşuz.eh hadi girelim dedik.denize gircektik daha.açık eczane bulduk yanık kremi aldık.ama sahili bulamadık.caddede tek türk yok.turistlere soruyoruz onlar da taksiyle gelmişler bilmiyolarmış.velhasıl kelam bizi burası açmaz hadi konyaaltına dedik.çıktık anayola.amacımız aşırı terlediğimiz için bi denize girip duş alıp yatmaktı.sahile vardığımızda kimsenin denize girmeye niyeti yoktu.ben hariçç!! ve azınlıkta kaldım eve gittik saat 4 buçuk.duş falan unutuldu vee yataakk!!:D


28 Temmuz 2009 Salı

ikinci bahar

dedemin hayal gücü çok geniştir.daha doğrusu çok atar dedem...
geçen yıla kadar hala 25 yaşında olduğunu iddia ediyodu.biz de onu öyle kabullendik,aramıza aldık,bağrımaza bastık..

mesela deniz maceraları çoktur..koşarak atlar denize kurbağalama yüzmeye çalışır.kendince yüzer de..ve dehşet yüzdüğünü iddia eder.

işte anlatır..'geçen burdan bi daldım gittim gittim kafamı çıkardığımda silahlı yunan askerleri başımda toplanmış bana bakıyo...ordan bi daha daldım burda çıkardım kafayı' falan..
yunan askerleriyle geçen muhabbete girmedim bile..

ayrıca herkes dedemi albay sanıyo.küçük kuzenim de dahil.gerçeği öğrenince yıkıldı çocuk...askeriyeye bile albayım diyip giriyo.atatürk gibi adam.kimse kimlik sormaya cesaret edemiyo...

oturduğu dairedeki öğrencilere de ben de öğrenciyim diyo.aslında dalga geçtiği belli ama inanan birileri vardır muhakkak...

bizimle içkinin dibine vuran,kendini sahnelere atan,izmire her geldiğimde kusasıya kadar okey oynatan,bar bar gezen barbar dedem şimdi evlencek oldu.

o gülen şakalaşan dedem gitti oturduğu yerden kalkmayan ve sürekli somurtan bi adam geldi.

sebebi de kadınla kavga etmişler,kadın konuşmuyomuş dedemle:D

aslında karşı değildim evlenmesine ama böle olcaksa evlenmesin daha iyi...

17 Temmuz 2009 Cuma

yorgunlukk

bugün ders çıkışında eve doğru yorgun adımlarla yürürken kampüs girişinde kuzenim arkadaşı ve artık nerdeyse kişilik kazanma seviyesine gelen iki bavulla beni bekliyolardı.çanakkaleden antalyaya tatil niyetiyle atlamışlar otobüse gelmişler.işin kötü yanı ailelerinin haberi yok.aileleri yaz okulunda olduklarını sanıyolar.işin daha da kötüsü halamlar;yani kuzenimin ailesi de tatil için antalyaya geldiler.tabi kuzen bunu biliyo ama karartmış gözünü.neyse bunlar ilk gün sevgilileriyle gezdiler tozdular ve aynı akşam tesadüfen halamlarla karşılartılar...

kıvırmaya çalışmaya çabaları içler acısı.sürpriz yapmak için haber vermedik falan...

şuan ertesi gündeyiz.okuldan çıktım.aynı grup arabayla aldılar beni.gezdik tozduk.akşam eve gitiik biraz vakit geçirdik.planımız malum beylerin yazlığında kalmak.aileyle yaşamanın en kötü yanı olan izin almaya geldi sıra.ilgili mevkileri tek tek odaya çağırıp herkese ayrı bi hikaye yazdık.tiyatro yeteneğimiz muhteşem olduğu için herkes kendi bildiğini gerçek sanıp sır gibi saklıyo ama işin garibi kimsenin bildiği doğru değil.biri bi konuşmaya başlasa hepsi çözülcek.

neyse gece çıktık yola.malum beyler bizi aldılar.adeta antalya sınırları dışında olan yazlığa getirdiler.gerçi onlar hala buranın lara olduğunu iddia ediyolar.

içtik içtik millet sızdı.herkes zorla yatmaya gitti.3 çift ve ben.kendimi aşırı derecede fazlalık gibi hissettim.ilk defa yalnız olduğum için üzüldüm.beni arkadaşlarıma bırakmaları için yalvarmıştım ama kalmam için çok ısrar ettiler.ortam coşturucu bi özelliğim var.ama ayrılığın üstüne bu durum hiç iyi gelmedi.

şuan bu yazıyı alt yattaki bi odadan yazıyorum.ve kendimden nefret etme seviyesine geldim.bu yazıyı da yayımlarmıyım onu da bilmiyorum...

DEVAMI...
sabaha karşı 5 buçukta nihayet uyumayı başardım.ve saat 6 da çiftlerin biri kavga etti.kız çekti gitti.arkasından herkes ayaklandı.arabaya atlandı.otogara gidildi.kız ikna edilmeye çalışıldı .kıza bilet alındı ve tam otobus kalkcakken kız ikna oldu.eve geri dönüldü.biraz evde takılındı.kahvaltı için dışarı çıkıldı.uyku gözlerden akarken 12 saatlik açlık zar zor bastırıldı.eve geri dönüldü.saat suanda 11.28 ve 13.30 da dersi olan bitek ben varım.herkes çifti barıştırmaya çalışırken,yersiz triplere hiç tahamüllü olmayan ben de alakasızca bunları yazıyorum..

DEVAMI..
dersten çıktım.bu kafar heyecanın bana yeteceğini düşünürken.arkadaşlarım konsere çağırdılar.çağırmakla kalmadılar yoldayız geliyoruz diye emrivaki de yaptılar.gttik konsere hopla zıpla.konserin sonunda dizlerim titriyodu yorgunluktan.oysa bugün için hayallerim vardı.eve gidip uyumak gibi.konser bitiminde sahile oturunca bi an kendimden geçmişim zaten.taşlar bile yumuşacık geliyodu..eve vardığımızda saat 3 e geliyodu.evde de ayrı bi ortam.herkes okey oynuyo.zorunlu olarak bikaç el oynadım.sonra acıdılar heralde bıraktılar beni.sonra acıdan sızmışım..

DEVAMI...
saat 6buçuk ve denize gitmek için kaldırıldım.hayır diyemiyorum kuzenler çok şekerler.gttik denize iki gidip gelince güç kalmadı bende.suyun üstünde uyucam resmen.sağolsunlar denizden dönüşte fakülteye kadar bıraktılar.tuzlu tuzlu derse girdim.kolay değil 4 saat...
kampüsten çıkışta çok şaşırtıcı bişey oldu.telefon çalıyo benim..
şimdi nolcağını kısmen biliyom.yine bi ekşın durumu.açmasammı diye düşündüm.ama illaki o eve gidicem ve kuzenler beni bekliyo olcaklar.açtım telefonu.karşıda heyecanlı bi ses.
-spesifik naber?
-iyi yawrucum senden naber?
-iyi.dinle bak eve geliyosan hiç gelme.bugün sinemaya gidelim
-niye?
-gidelim gidelim niyesi yok.
-e kaçtaymış seansları? akşam gideriz ben bi eve geiyim uyuyim falan.
-yok yok biletleri aldım ben
- e niye soruyyosun yavrucum o zaman gidelim mi diye?
-ya ama sen bize kıyamazsın tamam dersin diye..
-len.........

-iyi bakalım şimdi napıyım ben geliyim mi eve?
-gelme dur.ehliyetin yanında mı?
-evet
-araba getirsek gezdirirmisin bizi?
-kızım hiç uğraştırmayın.gelin şu gölgede biyerde uzanıp içelim.
-tamam madem bekle geliyoz.
çat.

o an anladım bana bugün de uyku yok.neyse geldiler içtik ama ben artık şuursuz bi şekilde etrafa bakıyom.
saat 9 buçuk koştuk seansa yetiştik.

film bitmek bilmedi.zaten güzel değildi.acı çektim resmen yaa.12 buçukta evin önündeki parktaydık.bizde kalan kafile dışarda kalmışlar.anahtarı olan tek kişiyi yani beni bekliyolar.geldim ama bu sefer kimsenin eve giresi yok.battı balık yan gider dedim.oturdum bende yanlarında.2 buçuktu eve girdiğimizde.hayatımda hiç bu kadar saat hesabı yaptığımı hatırlamıyorum...

DEVAMI...
sabah yine deniz merasimi için erken kalkıldı.saati tam göremedim.iki gözümün de ayynı yöne baktığına emin değildim..denize gittik biraz yüzdüm.artık yorgunluğu hissetmiyodum.denizden çıktım.çarşıya gittim sırasıyla iş bankası ptt ve yapı kredi de işim vardı onları hallettim.sonra derse gitmem gerekiyodu ama benim bünye yeter dedi.ayaklarım beni kankamın evine götürdü ve en son hatırladığım kay kenara abi bende yatcam dedim.sonra deriiin bi uyumuşum.5buçukta kalktım eve gittim.yaşamak uyumakmış yaa.tamam eğlenceliydi falan ama uyku yaa:D:D

10 Temmuz 2009 Cuma

Devrim
Temiz kalan tek yerdir devrim
bütün bir yil
kirlenen duvarda
ama görebilmek icin
asildigi çividen indirilmelidir
yapraklari biten takvim

Zorbalara direnmektir devrim
bir çocugun
annesinin çantasindan aldigi paralari
altina gizledigini
söylememistir dövülen
hiçbir hali

Içinde yasamaktir devrim
dikis kutusunun
ve toplu igneler gibi
bir arada olmayi gerektirir
karsi koyabilmek icin zulmüne
makas denilen patronun

Gece isiklar arasinda kosmaktir devrim
ates böceklerini
yakalamak isteyen çocuklarin
pesine takilir gün gelir
yanip sönen mavi isiklari
polis arabalarinin

Kagit bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çiksa da sonunda
tasidigi özgürlük siiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularinda

Kim bilir kaç yunus görmüs
kaç DENIZ GEZMIS...

Sunay Akin

8 Temmuz 2009 Çarşamba

bir avuç kan
nasıl da dururdu
bir avuç kar üstünde...

7 Temmuz 2009 Salı

neden döngülerin içinde dönüp duruyorum...

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Yüregimiz topraktan aldi hizini;
altin yeleli aslanlarin agzini yirtarak gerindik!
Siçradik;
simsekli rüzgâra bindik! .
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çirpiyor isikta yaldizlanan kanatlarini.
Alev bilekli süvariler kamçiliyor
saha kalkan atlarini!


Akin var
günese akin!
Günesi zaptedecegiz
günesin zapti yakin!



nazım hikmet
Gittigim eger bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

Nazim Hikmet
gitmen mi gerekiyordu?

ve dünyamı böyle soğuk bırakman

2 Temmuz 2009 Perşembe

bu aralar çok pis kitaba sardım bırakamıyoruuuuummm:D

18 Haziran 2009 Perşembe

yiğit özgür

- alo, devlet istatiksik enstitüsü mü?..

+ evet?..

- hahahaa istatiksik dediim!! istatiksik dediim!!

+ etti %30..

- o ne o, %30 ?..

+ ülkedeki angutluk oranı..

- ay bana bi şans daha verin ama..

+ dikdörtgen deyin..

- dirtgötgen!!..

+ aha %30..

17 Haziran 2009 Çarşamba

bende yaşıyorum absalom:D

biz geçen gün bi grup arkadaş hoca aradık.biz çok sık hoca ararız(absalom da yapıyosa hiç şaşırmam:)) gittik ziraat fakültesine dedik mühendis erhan diye birini arıyoz.dediler araziye gitti.atladık arabaya arazi arıyoz.meğer kampüsün arka tarafları arazi doluymuş.velhasıl kelam kampüsün 3 yıldır hiç görmediğimiz yerlerinde yaklaşık 1 saat dolaştık.yolda herkese sorduk bulamayınca ziraat fakültesine geri döndük.aga şu yeri bi daa anlat yaw dedik zor zahmet anlattırdık.meğer daha da gitmemiz gerekiyomuş.gittik gittik dere tepe düz gittik inekler tavuklar gördük.kampüs sınırları içinde olduğumuzdan şüphelendik.sonra bulduk mekanı.meğer adam eve gitmiş.aradık gel diye.o gelesiye kadar civardaki bütün dut ağaçlarını talan ettik.düştük.kolumuz çizildi kafamız yarıldı.banamısın demedik.kimemisin de demedik.sonra adam geldi pc alcaktık ondan.dedi 50 tl kapora aliyim.bizden toplam 5 tl çıktı üstüne bi de rezil olduk.dedik adama sen burda bekle biz bankamatiğe gidiyoz.atladık arabaya geri döndük.gittik gittik..çektik paraları.korna eşliğinde 50 milyonu pencereden savura savura geri döndük.çarptık adamın suratına zafer bizimdir dedik adam tamam tamam you win dedi:P şaka tabiki gittik verdik parayı.sonra hiçbişey olmamış gibi gidip yemek yedik.... pekiii yapılan iş nedir? evet bildiniz sıfır..

ben bunu niye yazdım peki hiç absalom beni bunalımda sandığı için gerçi çok da şen şakrak bi anı değil.acı keder ızdırap aşk entrika dolu:P neyse görşz

14 Haziran 2009 Pazar

uykudan uyanmışken
ve gerçek soğukluğunda
bir avuç su...
inanılmayan gerçeklik ise
inandırıcı bir yalan kıvamında...
deniz bugün durgundu
ağıt yakıyor sandım
eğildim dinledim
dinledikçe daha da artıyordu sesler
artıkça daha da korkuyordum

binlerce ağızdan çıkan
sitem gibi yaladı yüzümü sesler
varlığım mantığıma dar geldi
attım kendimi suya

denizin gürültüsü
suyun içinde anlam kazanmaya basladı
deniz bana sırrını anlatıyordu
derdini,kederini anlatan insanlardan bahsetti

her birinin derdi ayrıymış
kiminin yürek yarası
kiminin ekmek parası
büyük bir dalgayla
balıkları hatırlattı bana
ve tabi ki martıları

kin nefret yoktu onlarda
emanet ihanet yok
kiminin yüzmekti tek derdi
kiminin uçmak
biri denizi anlatıyordu
biri gökyüzünü
ve
ikisi de ufukta birleşiyordu...



ikisi



mutlulukla gidiyordu yolda
elini sallamıyordu
hayalinde yarattığı birinin elini tutuyordu eli
birbirlerine ihtiyaçları vardı ikisinin de
biri yalnız kalmamak için
diğeri yok olmamak için
birbirlerine katlanmak zorundaydılar
ama ikisi de bu zorunluluğu çoktan kabullenmiş
hallerinden memnundular.
biri
ötekinin kendinden başka arkadaşı olmaması için dua ediyor
öteki
diğerinin kendisini bırakıp gitmemesi için
biri ağlarsa diğeri de ağlıyordu
biri gülersediğeri de gülüyor
biri aşağı gitmek istiyordu
diğeri yukarı
sonunda ikisi de
hiçbir yere gidemedi

gözlerini kapadığında ne düşünüyosun
rüyalarında gördüğün ne
nasıl alırsın bir meyvenin tadını
ve nası anlarsın aldığın tadı
sıcak soğuk
acı tatlı
bunları bende biliyorum ama
senin gördüğün mavi ne...

8 Haziran 2009 Pazartesi

siz hiç.......?

siz hiç ders olduğunu sandığınız anfiye girip sınav olduğunu farketmeden oturdunuz mu?
siz hiç ömrünüzün en uzun yokuşunu arkanızda beş köpekle koşarak çıktınız mı?
siz hiç ayağınızda patenlerle arabalar üstünüze gelirken yolun ortasında erimiş asfalta yapıştınız mı?
siz hiç bi kediyi kuyruğundan tutp sallayıp fırlattınız mı?
siz hiç bi sınavda yandaki arkadaş için cevapları yazıp istemeden de olsa onun daha yüksek not almasına sebep oldunuz mu?
siz hiç sevdiğiniz,başka biri için ağlarken onu teselli ettiniz mi?
siz hiç trambolinde 40 dk zıplayıp ertesi bikaç gün felçli gibi yattınız mı?
siz hiç sağdaki soldaki otları amaçsızca yakıp küçük çaplı bi yangına sebep oldunuz mu?
siz hiç ilkokul 2. sınıfta takdir belgesi aldınız mı?
siz hiç kalabalığa aldırmadan bağıra çağıra sesiniz kısılıncaya kadar şarkı söylediniz mi?
siz hiç bi arkadaşınızla telefonda konuşurken aynı anda o arkadaşı televizyonda görüp korktunuz mu?
siz hiç gerçekten yağmurdan kaçarken doluya tutuldunuz mu?
siz hiç ilkokul 3. sınıfta evlenme teklifi aldınız mı?
siz hiç gece duş alırken elektrikler gitti mi?
siz hiç herzaman gülmek zorunda olduğunuzu hissettiniz mi?
ve siz hiç ford taunus kullandınız mı?

ben yaptım:D

31 Mayıs 2009 Pazar

kağıtlara tutulan kayıtlar

ve

kayıplara yakılan ağıtlar
bakmaktan kaçtım
görmekten korktuğum için
açıklamaktan kaçtım
eleştirilmekten korktuğum için
sevmekten kaçtım
kaybetmekten korktuğum için
kızmaktan kaçtım
kırmaktan korktuğum için
kaçtım.....
korktuğum için....
aslında pek radyo dinleyen biri değilim
dinlediğim zaman da hiç bir şarkıyı beğenmeyip
sürekli kanal değiştiririm
sonra robbie williams'ı duydum

^gel ve ellerimi tut
yaşamla bağlantı kurmak istiyorum
anladığımdan emin değilim
bana verilen bu rolü
oturur tanrıyla konusurum
ve o sadece planlarıma guler
kafam
anlayamadığım bir dil konusur.......^

PİRAYE




6 ekim 1945


Bulutlar geçiyor;

Haberlerle yüklü, ağır.

Buruşuyor

Hâlâ gelmeyen mektubun avucumda.

Yürek kirpiklerin ucunda.

Benim bağırasım gelir,

"Piraye! Piraye! Piraye!"

diye.


NAZIM HİKMET

27 Mayıs 2009 Çarşamba

sıkıntı


sıkıntı anlarından biri...kampüste hemen hemen herkesi tanırken fakültede konuşacak tek bir kimsenin olmadığı,yoğun sıcağın altında,10 dakika önce çıktığım sınavın pişmanlığı içinde geçirdiğim 1 saat sonunda bilinçsizce yaptığım resim:D nası bi cümle oldu bu böyle ya devirdikçe devirdim neyse...

bitse de gitsek


pöğkürmek istiyorum etrafaa.ne lanet bi bölümmüş tekrar anlamış oldum.bastırdı yine sınavlar çalış çalış bitmiyo. son zamanlardaki en büyük hayalim gün boyunca uyuyim uyuyim uyuyim kalkıp bikaç film izliyim sonra yine uyuyim:)


vazgeç gönül vazgeç sesini duyan yokkk....

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Tree Frog

10 Mayıs 2009 Pazar

bugün pek keyfim yok galiba...
sabırlı olacak kadar cesarete,

cesur olacak kadar sabıra ihtiyacım var...


karanlık
nereye baksam karanlık
bıraktım kendimi batıyorum
içimde derinlere gitme isteği
orada ihanet bol
orada esaret kesin
gidiyorum...


NAZIM HİKMET




BEN BİR CEVİZ AĞACIYIM GÜLHANE PARKINDA

NE SEN BUNUN FARKINDASIN NE DE POLİS FARKINDA
ne çığlıklarda adın
ne yağmurda kokun
sadece karanlık
o rengarenk o ışıl ışıl karanlık
ve
kalbimin unufak olma isteği...

koşuyor kurtlar tarlalarda büyük ormanlarda
kısık sesleriyle gökyüzüne yakınıyorlar
bende kendimi kurtlar gibi itilmiş hissediyorum
kimsenin bana ihtiyacı yok
kimsenin sevdiği de yok beni
sanki bende kurt gibi
sınırsız bir ülkede yaşıyorum
evet yaşamak güç yeryüzünde
yalnızım kendime bile güvenim yok
bazı kurtlar gibi
başımı göğe kaldırıp
hıçkıra hıçkıra ağlamaktan korkuyorum
MAKSİM GORKİ
İÇİMDE ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA BİR SESSİZLİK...

GÖRDÜĞÜNÜ BİLMEYEN KÖRLER GİBİYİM...

eski bir şiir

ne boşluğu doldurunca
boşluk hissi doluyor
ne unutmakla bitiyor anılar
ne zaman affetmeye yetiyor
ne de akla sığıyor yaşananlar
bekliyorum
bekledikçe dün oluyor yarınlar
umutlarım düşüyor içime
düştükçe çoğalıyor boşluk
hissetmiyorum
umut...
zaman...
sadece yorgunluk...

8 Mayıs 2009 Cuma

görmek için benim gözlerime mi ihtiyacın var
duymak için kulaklarıma...
beni farkedebilmen için tehlikeli mi olmam gerekir
hissetmen için dokunmam...
ama ben
ne yok olacak kadar uysal olabildim
ne farkedebileceğin kadar tehlikeli...

sanki

gözlerinin gürültüsü ne fazla ey sevilen...
sanki
gözlerin yıllardır kimseye konuşamamış gibi..

cümleleri saçlarımı savuruyor...

herşey bir yana

gözlerinin kokusu ne tanıdık ey sevilen...
sanki
nerden hatırladığını bilmediğinbir şarkının sözlerini
ezbere söylemen gibi..
düşündükçe beynimi yoruyor
...

hükümsüzdür

şenlikler dolayısıyla alkolun dibine vuran bizim,son bir kaç gündür kampüs insanına fazlasıyla zararımız dokundu.gece saat bilmem kaçta öğrenci evi önünde yere yığılmış bi grup insan adına konuşuyorum.yaptığımız bütün sloganlar ve bağırışmalar hükümsüzdür:D

6 Mayıs 2009 Çarşamba

bugün doğum günüm

ıyı kı doğdum beeenn ıyı kı doğdum beeennn ıyı kı doğdum ıyı kı doğdum ıyı kı dooğduum beeeennnn............

2 Mayıs 2009 Cumartesi

yasak...

ya herşey yalansa.
aslında ben hala 11 yaşımdaysam,sıcak yatağımda ter içinde uyuyorsam.
ve şuan kocaman bir esnemeyle uyansam,sen baş ucumda.
kalkıp sarılsam sıkıca,kokunu çeksem içime,bırakmasam bidaha,
beni ayıramasalar bir daha senden,yüzüme bakıp gülsen yine,
bakışların içime aksa ve elinle şaçlarımı karıştırsan eskisi gibi...

şimdi ise
sana dokunmam yasak...
görmem,hissetmem yasak...
öpmem sarılmam yasak...

öyle özledim ki göğsünde yatmayı ve nefesini hissetmeyi.
sen gittikten sonra çok büyüdüm.ama hala alışamadım yokluğuna.
hiçbirimiz alışamadık aslında.
hep bi tarafımız eksik kaldı.
sana layık olabilmek için çabalıyorum
ve kızın olmaktan gurur duyuyorum.
nur içinde yat babacım...

30 Nisan 2009 Perşembe

başımız sağolsun

toprağı emanet ederek yolluyoruz onları,

ve toprağa emanet edip bırakıyoruz sonra...

(9 şehidimiz,nur içinde yatın)

25 Nisan 2009 Cumartesi


Bugün sadece 2 günlük bi tanıtım işine başladım ve reklamlarda 'danino bu kadar kalsiyum içerir' lafını duyan teyzoşlar gelip bana danino bu kadar mı uzatıyo diye sordular laf anlatcam diye göbeğim çatladı.8 saat ayakta durmaktan ayaklarım zonkluyo şu an.ve reçelin üretim tarihi ve tüketim tarihinin arasında 2 yıl olduğunu farkedip de bana çemkiren beye sesleniyorum.yeme len o zaman reçel meçel alla allaaaa...

22 Nisan 2009 Çarşamba

perşembe günü olymposa gidecektim.iptal oldu.moralim bozuldu.....

18 Nisan 2009 Cumartesi

işte bu kızzz

bunları nerden bulduğumu bilmiyorum ama komikmiş
İşte ! aradığım kız bu
İlk yemeğe çıkışımızda cep telefonu çaldı. Elini çantasına attı. Kurcaladı, kurcaladı.Telefon uzun uzun çalmaya devam ediyordu. Bir türlü bulamadı.Sonra o güzel cümle döküldü dudaklarından:'Evde mi bıraktım acaba?' İşte o an aradığım kız bu dedim.-

PişmanlıkBilinçli tüketim, bilinçli üretimle olur 18.000 YTL kredi kartı borcum olduğunu öğrenen babamın ilk tepkisi; 'Keşke korunsaydım'

Altıncı his6. His filmini izledin mi dedim. Hayır ama çok övdüler dedi.Bende filmin CD'si var, istersen vereyim izle, ben de çok beğendim dedim.Şimdi izlersem bir şey anlamam, ilk 5 tanesini izlemem lazım önce dedi.Sustum.Gülmedim bile. Artık görüşmüyoruz.

Öncelik Evlenmeyi düşündüğü erkek arkadaşının 'benden önce biriyle oldun mu?' sorusuna, 'buraya gelmeden önce mi?' cevabını vererek evlilik umutlarını magmalara atan hatunun gerçek sarışın olduğunu söylememe bilmem gerek kaldı mı?


Geçenlerde köyde komşunun evinin önünden geçiyordum. Yaşlı amca hanımına şöyle dedi: 'Hanım suyu ısıt; olursa olur olmazsa çay demleriz.'Hala gülmekteyim.

Maalesef Kaybettik Aniden fenalaşan annelerini apar topar hastanenin acil servisine taşıyan, ancak yarım saat sonra doktorun 'maalesef annenizi kaybettik' demesiyle annelerinin öldüğünü öğrenemeyen(!) bunun yerine 'ulan nasıl kaybedersiniz koca kadını daha demin buradaydı!' deyip doktoru bir güzel döven komşularım var duyurulur...

Ramazan geldi Her zaman canım, aşkım diyen kocacığım Ramazan geleli beri,orucu bozulmasın diye bana 'kanka' diyor ya..

DangerÖnümüzde ilerleyen tankerin üzerindeki 'DANGER' yazısını görüp de'Allah'ın akıllısı, tanker yazacağına danger yazmış' diyen ve arkasından kahkahalarla gülen
teyzemi nerelere göndersem acaba? -

Kıbleye çevirinBu zamana kadar hiçbir şeyi alkışlatamamıştım kısmet bugüneymiş.Lütfen o büyük alkışlarınız pilota 'Uçağı kıbleye çevirin, namaz kılacağım' diyen gurbetçi vatandaşımıza gelsin. Haberi gördüğümde ben öyle yaptım da.

Lütfen bir alkış da benim anneme zira kendisi geçen gün televizyondazap yaparken, Aydın ve Fatih Ürek'i görünce, 'Ben bunları çokseverim, mankenlerle falan dedikoduları çıkmıyor, terbiyeli çocuklar' dedi.

Bizim oradaki Carrefour´un ilk açıldığı zamanlar. Mağazada anlıkindirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi:'Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.'

Lise yıllarında Milli Güvenlik dersinde hocamız olan subay, sınıfıngüzel kızlarından birini kaldırmış ve ondan subay rütbeleriniküçükten büyüğe doğru saymasını istemişti. Sıralamayı aynen yazıyorum:'Teğmen, üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbaşı ve albaşı.'

Geçenlerde gittiğim düğünde takılan paraları anons eden şahıs aynenşöyle dedi:'Gelin hanım köşede, isteyen takabilir.'

Arkadaşımın sevgilisi komiser. Geçenlerde ikisi arabada sohbet ederlerken;- 'Bilmem kaç merkez, yolda üç tane or..pu var Tamam' diye bir telsizanonsu gelmiş.Erkek arkadaşı çok utanmış ve hemen telsize sarılıp telsizin diğerucundaki memura;- 'Bu ne biçim anons, malum kadın deyin biz anlarız' diye fırça atmış.On dakika sonra gelen telsiz anonsu ikisini de kahkaha krizine sokmuş.- 'Komiserim malum kadınlar or..pu degilmiş Tamam'-

Bir arkadaşımla balık almaya gittiğimizde, arkadaşım kovanın içinde yüzüpçırpınan balıklara bakıp;- 'Bunlar taze mi?' diye sormuştu.Balıkçı da cevabı hemen yapıştırdı:- 'Yok abla, pil takıp oynatıyoruz'
gözlerin dalmıştır.
nereye baktığını bilmiyorsundur belki.
belki kendini zorla bir otobüse atmışsındır ve
buğulu cama yaslamışsındır başını.
elindeki bileti buruşturmuş ama atmamışsındır.
başını kaldırıp,saçlarının buğulu camda bıraktığı izden dışarı bakıp,
gittiğini farketmişsindir.
ağlamazsın belki ama boğazın titrer.
bir işaret görebilmek için
camı silersin alev alev yanan ellerinle.
camın serinliği,ellerine vurduğunda
koskoca bir gerçekle yüzleşirsin belki
bırakıp gitmenin betonarme soğukludur bu
ve belki de bıraksalarderin bir nefes alıp
güneşin turuncuya çalan rengiyle aydınlanan odandaki
yatağına geri dönersin.

17 Nisan 2009 Cuma

bu da mı olcaktı


HAYIIIIIIIIRRRRRRR!! sanırım dedem yeniden evlencek.yani görüştüğü biri olduğunu söyledi.kabus gibi.adam hafta sonu kadını görmek için tee ankaraya gitti.gözümün önünde flört ediyolar ya:) insan kendi dedesinin düğününde ne hisseder ki :D ya ben bile yanlızım dedem olayı bitirmiş.oh shit.

15 Nisan 2009 Çarşamba

özür diliyorum...

bi gün okula gitmek için evden çıktım.programa sabahın köründe ders koyduğu için bölüm başkanına söverken ne kadar devamsızlık hakkımın kaldığını hesaplamaya çalıştım.sonra yolda önüme çıkan küçük bir taşa vurarak yoluma devam ettim.taş,vurmamın etkisiyle biraz ilerleyip ısrarla tam önümde duruyordu.bi vakit sonra taşa vurmak için onun peşinden gittiğimi farkettim.hiç üşenmedim taşı kampüse kadar götürdüm.beraber kırmızı ışıkta bekledik,karşıdan karşıya geçtik hatta arabanın altında girdiğinde çıkarmak için bayaa uğraştım..

taa ki malum yaya geçidine gelene kadar.önümde gayet resmi giyinimli ,sarışın ama dip boyası gelmiş,diz boyu eteğinin altında sivri burun uzun çizmeleriyle TAK TAK yürüyordu.bende gayet safça bi düşünceyle taşı karşıya geçirmek için olanca gücümle vurdum veeee BOOM! attığım taş kadına gelmişti ve kadınla aramda sadece yarım metre mesafe vardı.taşın kadına çarpmasının verdiği panikle kadından yalvar yakar özür diliyordum ki kadın şiddetle arkasını dönüp bana çemkirince bütün sözlerim havada kaldı.aslında yerli yersiz karşılık vermek en keyifli huyumdur.ama kadının haklı olduğunu düşünüp sustum.işin kötüsü kampüse çok az kalmıştı ve taşımı kaybetmiştim...o günden beri yolda herhangi bir taş görsem vurmakla vurmamak arasında gidip geliyorum.o gün de söylediğim gibi;sevgili bayan özür diliyorum...

9 Nisan 2009 Perşembe

yardım etme

kafasını kaldırdı ve denizi gördü.bir kaç saat yürüdükten sonra ayakları onu buraya getirmişti. soğuktan uyuşmuş yüzünde deniz kokan rüzgarı hissedemiyordu. oturduğu yerden yavaşça kalktı ve etrafına baktı. hiç kimse yoktu. hava kararmak üzereydi. kaç saattir burda olduğunu düşünüyordu. ufak bi tereddütten sonra elini cebinden çıkardı,kolunu sıvadı ve saate baktı. evden ayrılalı epey olmuştu. 'artık dönme vakti' diye düşündü ve sağ tarafındaki ağaçların arasından yürümeye başladı.yürüdüğü yolun sonunda onu bekleyen birinin olmaması onu üzmüştü .sağlı sollu ağaçlar arasında onu bekleyen kişiye doğru hızlı adımlarla ilerlemek isterdi. oysa adımları gayet ürkek ve çekingendi...
eve vardığında soğuktan uyuşan teninin alev alev yandığını hissetti. aynaya yaklaşıp kendine baktı. kahverengine çalan saçları uzun sayılırdı. soğuktan kızaran yanakları ve burnu hariç teni gayet de beyazdı. aynada kendine bakarken şaşkın gözleri birden doluverdi. belki de aklına yalnızlığı gelmişti.o ağaçlı yolun sonunda onu bekleyen biri olabilirdi ama olmadı bunun sebebinin kendisi olduğunu biliyordu ve kızıyordu kendine.
düşüncelerinden sıyrılıp kendini yatağa attı. uyuyamayacağını biliyordu. sobanın sıcaklığını hissedip karıncalanmaya başlayan eli,yağlı saçlarında geziniyordu. yapacak hiçbirşey bulamıyordu. aklına okumaya başladığı kitap geldi. kitabı eline aldı ve kaldığı sayfayı aramaya başladı. kitaba başlayalı aylar olmuştu ama hala 17. sayfadaydı. kitabın ne hakkında olduğunu ise çoktan unutmuştu. kaldığı sayfayı bulduğunda ise altı çizili olan cümle gözüne takıldı.bu cümleyi defalarca okumasına rağmen anlayamamıştı.düşüncelerinden arınamıyor,zihnini serbert bırakamıyordu. şansını bir kez daha denemek için cümleyi okudu. ama kafasındaki anlam kargaşası içinde kitabın kalanını okumayı unutmuştu. nihayet kendine geldiğinde komodinde duran kol saatine baktı. birkaç saattir aynı cümleye bakıp düşünmüştü ve cümleyi anlayamayacağını fark edince sayfanın köşesini kıvırıp bir kenara fırlattı.doğruldu ve yüzünü yıkamak için lavaboya yöneldi. terden ıslanmış ensesini bir kez de suyla ıslayarak serinlemeye çalıştı.yatağı pencere tarafına dayalıydı. üzerindeki gri hırkayı çıkardı ve pencereyi açtı. gecenin dondurucu ayazı yüzüne çarptı ve vücudunun istemsiz bir şekilde titrediğini hissetti.birkaç dakika hava aldıktan sonra pencereyi kapattı ve oldukça zayıf yanan ampülün aydınlığında yazmaya başladı...

25 Mart 2009 Çarşamba

adsız

bir rüya gördüm yine...
adını bildiğim halde adını sordum birine...
adını söylemedi.gerek de yoktu
gereksiz,izsiz,ıssız bir soruydu
cevabı idam kadar ağırdı belki
belki de kafasında kurduğu mısraları söyleyecekti
ama sustu.
usta bir elden çıkmış bir tablo gibi sustu
yemyeşildi susuşu..
ama kanıyordu.
isimsiz susuşu kanıyordu
çok uzaktaydı bana.
susmaktan sıkılmış ama bi o kadar da kararlıydı gözleri
birbirini tutan elleri ise inadına aydınlık.

şarkım

bir şarkı yazsam seni anlatan...
sana anlatan...
seni sana anlatan...
seni sana benim gördüğüm şekilde anlatan...
yapmamam gereken bir şeyi yapmamın bedeli mi
yoksa yapmam gereken ama yapmadığım bir şeyin bedeli mi bilmem ama
avuçlarım kızgın demirler gibi yanıyor
artık uyuyamıyorum da düş görmekten
mavi sesli ve kadife bakışlıydı bahar..
şimdi onu da hissetmiyorum.

21 Mart 2009 Cumartesi

his

uyumak,uyanmak,çalışmak,dinlemek,konuşmak,koşmak,düşmek,ağlamak,sevmek,sevilmek
kızmak,küsmek,affetmek...
hiçbiri seni yaşadığına inandıramaz....
önce hissetmek gerek hissetmek.........

çilek

terlemiştim..hem de çok terlemiştim.uzandığım koltuktan ardına kadar açık olan pencereye bakıp perdeyle,neden kıpırdamadığına dair sohbete dalmıştım.başımın altındaki yastık,kolumun kıvrımından akan terle sırılsıklam olmuştu.dünyayın herhangi bir yerinde üşüyen insanları düşünmeye çalıştım ama beynime işleyen sıcaktan başka birşey hissedemiyordum..cebimde para olsa sıcağa aldırmadan koşup soğuk bir bira kapardım.boğazımdan geçerken biranın soğuğundan buharlaşıp giden terlerin bıraktığı müthiş hissi düşündüm derken sıcağın ortasında çaresizce yattığımı farkettim.kalktım...yapacak hiçbirşey yoktu.arkadaşlarımı özlediğimi anladım.benim hiç bu kadar çaresiz,hiç bu kadar sıcak ve hiç bu kadar boş zamanım olmamıştı.telefona baktım dünden beri hiç mesaj gelmemişti.artık iyice dışlanmışlık hissine bürünmüştüm ve tam o anda annem odama girdi.benim için aldığı çilekleri getirdi.oturup çilek yerken havanın sıcaklığını unutmuştum.çilekten mi annemden mi bilmem ama içimi garip bir huzur doldurmuştu...